Günümüz toplumunda, aile içi şiddet ve istismar hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Birçok kadın, evliliklerinde yaşadıkları maddi ve manevi baskılar nedeniyle çaresiz hissediyor. Bu haber, işkence dolu bir hayatın trajik sonunu ve bu durumdan kurtulmanın ne kadar zor olduğunu gözler önüne seriyor. İşte, şiddet dolu bir evliliğe ‘dur’ demek isteyen bir kadının hikayesi:
Aliye, evlenmeden önce hayalleri olan, enerjik ve umut dolu bir kadındı. Ancak, evliliğiyle birlikte hayatı adeta bir cehenneme dönüştü. Eşi, ona karşı fiziksel şiddet uygularken, aynı zamanda ruhsal olarak da yıpratıyordu. Günü gününe, ayı ayına derken, Aliye yıllarını bu baskı altında geçirdi. Kendi hayatının elinden kaçtığını hissetmek, onu derin bir çaresizliğe sürükledi. Ailesi, arkadaşları ve toplumun yargıları dönüp duruyordu kafasında; "Neden boşanmıyorsun?" sorusu onu hem içten yaralıyor hem de dış dünyadan daha fazla kaçış aramasına neden oluyordu.
Aliye, yıllarca süren bu şiddetli ilişkiden bir çıkış yolu bulmak için mücadele etmeye karar verdi. Yaşadığı korkunç deneyimlerin acısını dindirmek, kendisine ve geleceğine bir şans vermek adına boşanma davası açma kararı aldı. Fakat işler planladığı gibi gitmedi. Korkuları ve endişeleri, birlikte yaşadığı şiddet dolu hayatın etkileriyle birleşince, durum daha da zor bir hal aldı.
Mahkemeye başvurmasıyla birlikte Aliye, eski kocası tarafından daha fazla baskı ve tehditlere maruz kalmaya başladı. Boşanmak istemesi, eşinin ona olan nefretini daha da artırdı. Evinde huzur bulamayan Aliye, dışarıda da her an bir tehlike içinde yaşıyordu. Tüm bunlar, onun ruh sağlığını ciddi ölçüde etkiledi. Aradığı özgürlüğe ulaşmak için verdiği bu mücadele, bir kanlı dramın başkahramanı olmasına neden oldu.
Ne yazık ki, Aliye’nin hayatı berbat bir şekilde sona erdi. Bir gün, boşanma işlemlerini tamamlamak üzereyken kocası tarafından vahşice saldırıya uğradı. Bu trajik olay, ailenin ve arkadaşlarının yanı sıra toplumu da derinden sarstı. Özgürlük ve toplumsal cinsiyet eşitliği adına verilen mücadelenin ne kadar kritik olduğunu gösterdi.
Aliye’nin hikayesi, sadece bir kadının yaşadığı acıların değil, aynı zamanda toplumun dikkat etmesi gereken bir gerçeğin de altını çiziyor. Boşanma süreçleri, birçok kadın için hayati bir öneme sahip. Evliliklerdeki sorunlar genellikle ilk etapta göz ardı edilse de, zamanla bu sorunlar birikiyor ve sonuçları yıkıcı olabiliyor.
Kadına yönelik şiddet, sadece fiziksel bir saldırı değil, aynı zamanda ruhsal bir hantallık da yaratıyor. Bunun yanı sıra, toplumda bu şiddet olaylarının ciddiyetine dair yeterli bir bilincin olmaması, kadınları daha da çaresiz bırakıyor. Aliye’nin dramı, sadece bir bireyin hikayesi değil; birçok kadının benzer mücadeleler verdiği bir gerçekliktir.
Bu olay, toplumsal olarak kadınların yaşadığı sorunların önemiyle birlikte, sözde aile içinde güvende olmalarının sorgulanması gerektiğini de ortaya koyuyor. Aile içindeki şiddetin oluşmaması ve böyle trajik olayların yaşanmaması için hepimize sorumluluk düşüyor. Aliye’nin sonu, dönüştürülmesi gereken bir gerçeği temsil ediyor: Kadınların kendi hayatlarını özgürce yaşama hakları var ve bunun için desteklenmeleri şart. Umut, sadece bir gereklilik değil; aynı zamanda toplumsal bir zorunluluk olmalıdır.
Aliye’nin anısı, kadınların etkili bir şekilde korunması gerektiğine dair bir çağrı olarak kalacaktır. Bunun için sadece kadınların değil, tüm toplumsal kesimlerin konuya duyarlılık göstermesi, şiddete sıfır tolerans ilkesiyle hareket etmesi gerekmektedir. Bu acı gerçekler, toplumu sarsarken bir yandan da dayanışmanın önemini ortaya koyuyor. Birlikte hareket etmediğimiz sürece, benzer trajik olayların önüne geçmek ne yazık ki mümkün olmayacaktır.